Gotik Roman Nedir,Gotik Roman ya da kara roman, Horace Walpole’un (1717-1797) The Castle of Otranto (Otranto Şatosu, 1764) adlı yapıtından kaynaklanmıştır.
Bu yapıtın dayandığı temel nokta, doğaüstü bir şiddetin anlatılmasıdır.
Korkunç ve garip olaylara sahne olan şato, hayaletlerin cirit attığı bir yer haline gelir.
Bu hayaletlerin ortasında, zorba bir cani olan Otranto’ nun soyundan gelen romanın baş kişisi Manfred, atasının suçunu bağışlatmaya çalışır.
Roman İngiltere’de büyük bir etki uyandırmış ve yeni bir türün habercisi sayılmıştır.
İngiltere’de sonradan, Ann Radcliffe The Mysteries of Udolpho (Udolpho’nun esrarı 1794) Matthew gregory
Lewıs de Ambrosio or tne monk (Ambrosio ya da Keşiş) adlı yapıtlarıyla bu yeni türün kurallarını saptamışlardır (Ambrosio or the Monk’un en sürükleyici ve en tanınmış öyküsü, “kanlı rahibe’nin anlatıldığı öyküdür.
Kanlı rahibe, sevgilisini şatosunda izlemek için ülkesinden ayrılan lanetlenmiş bir din kadınıdır).
“Kara” akımın romancıları arasında ayrıca, Dublin’deki Saint-Peter anglikan kilisesinin rahibi olan Charles Robert Maturin’i (1782-1824) saymak gerekir.
Melmoth the Wanderer (Serseri Melmoth, 1820) adlı yapıtında işlediği, ruhu kötülük dolu Melmoth, başkalarının yaşamlarından yararlanarak sonsuza kadar yaşar.
Bütün bu romanlarda, istediklerini doğru yoldan, yaşadıkları dünyaya özgü bir biçimde elde edemeyen, zevke susamış kişilerin cehennemin temsilcileriyle anlaşarak şeytanın hizmetine girmeleri anlatılır.
Adı geçen yapıtlar, başta Fransız yazarları, birçok ülkenin edebiyatçılarım etkilemişlerdir.
Nitekim aynı dehşet verici duyguya, aynı şiddete, Guy de Maupassant’ın Horla’sında, Villiers de L’İsle-Adam’ın Contes cruels’inde (Acı öyküler), Huysmans’ın Lâbas’ ında (Örada), Eugene Sue’nün Les Mysteres de Paris’sinde (Paris’in Esrarı), Theophile Gautier’nin Le Roman de la momie’sinde (Mumya’ nın Romanı) da raslanır.
1820’de Nodier, tutkularda aşırılığı işlemeye yönelerek, öykülerini bazen düş fantastiğine [Trilby, 1822; La Fee aux miettes [Yoksul Peri], 1832), bazen de korku fantastiğine (Smarra, 1821) yöneltmiş, Victor Hugo da bu öykülerden esinlenerek Han d’İslancle’ı (1823) yazmıştır.
Romantizmin öncülüğünde, Poe’nun benzersiz yapıtlarıyla güçlenen fantastik edebiyat, büyük bir atılım yaparak Barbey d’Aurevilly’yi Les Diaboliques’i (Şeytanlı Öyküler, 1874), Villiers de L’îsle-Adam’ı da Eve /utureu (Gelecekteki Havva, 1886) yazmaya yöneltmiştir.

İlk Yorumu Siz Yapın