"Enter"a basıp içeriğe geçin

Osmanlı Dönemindeki Camiler | Tarihi Yapılar |

Osmanlı döneminden kalan camiler,Osmanlı dönemine ait camiler,Osmanlı Dönemindeki Camiler Tek kubbeli camiler, Osmanlılar devrinin İlk yıllarında ana mimari şema oldu.

Tek kubbeli camilerde, cami tek bir kubbe ile örtülü olduğundan toplu bir mekân birliği ortaya getirilmiştir.

Osmanlı Dönemindeki Camiler Genel Özellikleri

Osmanlı Dönemindeki Camiler Genel Özellikleri
Osmanlı Dönemindeki Camiler Genel Özellikleri

Mihrap önündeki kubbe ve mekân birliği, Karahanlılar devrinde cami mimarisinde ortaya çıkmış, Selçuk mimarisinde ise tek kubbe esas motif olarak benimsenmiştir.

Sonraları bir son cemaat yeri ilâvesiyle gelişen bu yapı tipi, İznik’te Hacıözbek camii (1333) ile Osmanlı mimarisine girdi.

İznik Yeşil camii (1378) ise bu tipin gelişmiş bir şeklidir.

Bursa’da kubbeye geçiş Türk üçgenleriyledir.

İç duvarlar. yeşil mermer levhalarla kaplıdır, zengin işlemeli mermer mihrap, Osmanlı devrinden günümüze gelen en eski örnektir.

İznik’te 1443 yılında yaptırılan Mahmut-çelebi camii de, taş ve tuğla sıralarıyla örülen duvarlar üzerine tek kubbeli bir yapıdır.

önünde, üç gözlü bir son cemaat yeri bulunur.

Bu örneğe uygun olarak yapılan iki önemli eser, Bursa’da Alâeddin bey camii ile İstanbul’da Firuzağa camileridir.

Osmanlı Dönemindeki Camiler 2 Genellikle ters T, Bursa tipi cami, iki fonksiyonlu cami, zaviyeli cami veya Çapraz mihverli cami denilen ve Osmanlı devletinin ilk gelişme devrinde ortaya çıkan bu cami tipinin ilk bilinen örneği, Tire’de Yahşibey veya Yeşilimaret denilen camidir.

Osmanlı mimarîsinde ortaya çıkan ters T plan şemasının menşei Selçuklu medreselerinin planlarına bağlanır.

Bir son cemaat yerinden sonra eksen üzerinde birbirini takip eden kubbeli iki salondan ve birinci salonun iki yanındaki yine kubbeli odalardan İbaret olan bu tip camilerin ilk örneklerinden birisi de Bursa’da Orhan camiidir (1339).

Bu tip camilere Osmanlı imparatorluğunun çeşitli yerlerinde rastlanır.

Yine Bursa’da Murad I tarafından yaptırılan Hüdavendigâr camii (1363).

Cami ile medreseyi değişik bir tarzda birleştiren iki katlı gösterişli bir yapıdır.

Eksen üzerindeki biri beşik tonozlu, diğeri kubbeli İki bölümlü orta mekân, cami olarak; üst kattaki yan kanat hücreleri ise medrese odaları olarak yapılmıştır.

Beş kubbeli son cemaat yeri, üzerindeki galeri ile camiye bir saray görünüşü verir.

Ters T planı. Bursa’daki Yıldırımbeyazıt camiinde tam olarak gelişmiştir.

Merkezde ve mihrap önündeki iki büyük kubbe, yanlardaki diğer kubbeli kısımlara açılarak bir mekân birliği sağlanmıştır.

Kubbeye geçişte, tromp ve Türk üçgenleri kullanılmıştır.

Abidevî görünüşlü son cemaat yerinde, ilk defa Bursa’da kullanılan Bursa tipi kemerler görülür.

Yine Bursa’da 1424 tarihlerinde “tamamlanan Yeşil cami, ters T plan şemasının kullanıldığı diğer mühim bir eserdir.

Caminin asıl önemi içinin yeşil çinilerle kaplı olmasından ileri gelir.

Murad II’nin Yeşil cami planına göre 1447’de yaptırdığı Muradiye camii ise sade bir ters T planı gösterir.

Bursa’da Timurtaş camii (XII.yy.), Amasya’da Beyazıtpaşa camii (1414) ve

Osmanlı Dönemindeki Camiler 3Edirne’de Gazimihal camii (1422) bu tipin ayrı özellikler gösteren diğer örnekleridir.

1453’te İstanbul’un fethinden sonra Osmanlı mimarisinde bazı değişiklikler oldu.

Bu ikinci devre klasik Osmanlı üslûbu olarak adlandırılır.

Bu devirde İstanbul’daki Atikalipaşa camii (1498).

Bursa tipi denilen ters T plan şemasının değişik bir şeklidir.

Orta bölümün mihrap önündeki kısmı bir yarım kubbe ile örtülüdür.

Bursa camilerinde görülmeyen bu yarım kubbe, klasik üslûba bir başlangıç sayılır.

Edirne’de,1488 yılında mimar Hayreddin’in yaptığı.

Bayezid II camii, üç şerefeli camiden sonra klasik üslûbu hazırlayan ilk yapılardandır, Mekân, dört yüksek duvarı örten bir tek kubbeden ibarettir.

Yanlarda çok alçak kubbeli tabhane kanatları Yardır.

Aynı tertip İstanbul’daki Sultanselim camiinde de (1522) görülür.

Mimar Hayreddin’in eseri olan İstanbul’daki II. Bayezid camii (1500-1505), ilk Fatih camiinin planının biraz daha gelişmiş şeklidir.

Bir eksen üzerinde sıralanan ana kubbe ile iki yarım kubbe, yanlarda paye ile sütunların ayırdığı kubbeli bölümlerden meydana gelen bir plan şeması gösterir.

Revaklı bir şadırvan avlusuna sahip bulunan caminin yanlarda dışarı taşkın tabhaneleri ve bunların köşelerinde ince minareleri vardır.

Bu cami ile dış mimarîye Önem verilmeye başlanır.

Diğer bir cam: tipi ise, yanlara doğru tonozlarla genişletilmiş bir kubbeli ve önünde son cemaat yeri bulunan camilerdir ki bu tipe örnek olarak Balipaşa camii (1504), Zalmahmutpaşa camii (1551) ve Edirnekapı’da Mihrimah camiini (1547) gösterebiliriz.

Altı köşeli şemaya göre sıralanmış altı paye üzerine bir kubbe ile örtülü diğer bir cami tipi vardır ki 1571 tarihli Sokullu mehmet paşa, 1583 tarihli Eski Valide (Üsküdar) camii bu tipe örnek teşkil eder.

XV. yy.da yapılan çinileriyle meşhur İstanbul Rüstempaşa camii ise bu tipin sekiz payeli olarak yapılmış biraz değişik şeklidir.

Mimar Sinan’ın (1550-1557) yılları arasında yaptığı, klasik devrin şaheseri olan Süleymaniye camii’nin planı bir avlu ile cami kısmından meydana gelir.

53 metre yüksekliğindeki kubbe, dört kalın ayağa oturmaktadır. Kubbeli mekânın güney ve kuzeyinde iki yarım kubbe yer alır.

İki yanda kubbeli galeriler uzanır.

Sinan, kubbenin ve kubbeye yüklenen büyük kemerlerin itme kuvvetlerini, binanın çeşitli yerlerinde toplamış, kubbenin oturduğu büyük yan kemerlerin alt kısmına konan ikişer sütun arasına, üçer yüksek kemer yerleştirmiştir.

Mermerden mihrap, mukarnaslarla zengin bir görünüştedir.

Renkli cam mozaikli (vitray) pencereleri şaheserdir.

Caminin önünde kubbeli revaklarla çevrili bir avlu bulunur.

Avlunun dört köşesinden birer minare yükselir.

Sinan’ın diğer bir eseri olan Üsküdar’da İskele camii (1547) bir orta kubbenin üç yarım kubbe ile desteklenmesiyle meydana getirilmiştir.

Aynı sanatkârın İstanbul’da (1544-1548) yılları arasında yaptığı Şehzade camiinde ise yarım kubbe sayısını dörde çıkararak tam anlamıyla merkezi planlı bir cami örneği vermiştir.

Sinan’ın merkezî planda vardığı en mükemmel eseri Edirne’de (1569-1575) yılları arasında yaptığı Selimiye camiidir.

Ana mekânı örten kubbenin çapı 31, 50 m’dir.

Sekiz paye üzerine pandantiflerle oturan kubbe, binanın bütününe hâkimdir, önündeki revaklı avlusunun dışında yer alan diğer avlunun etrafından külliyenin diğer kısımları görülür.

Osmanh Türk mimarîsi Sinan’dan sonra onun geliştirdiği tipler içinde yeni eserler verdi.

Mimar Mehmed Ağa’nın yaptığı Sultanahmet camii (İstanbul 1609-1716) bir ana kubbeyi destekleyen dört yarım kubbe ve köşelerde dört küçük kubbesiyle daha sonraki camilere örnek olmuştur.

Bu cami altı zarif minaresi ve içindeki zengin çini süslemeleri ile dikkati çeken bir eserdir.

Aynı plan şemasını, Mimar Davud Ağa’nın 1597’de başlayıp, 1663’te mimar Mustafa Ağa’nın tamamladığı İstanbul’daki Yenicamide de görmekteyiz.

Bu şema 1771’de yeniden yapılan Fatih camiinde, Ankara’da Çankırı Büyük camiinde de (1558) uygulanmıştır.

Modern Camiler

Türk cami mimarîsi esaslarına dönülerek, son yıllarda bazı camiler yapıldı.

Mimar Kemalettin tarafından İstanbul’da yaptırılan Bostancı camii, V. Egeli tarafından yaptırılan Şişli camii, A.S. Ülgen tarafından Zonguldak’ta yaptırılan Yenicami ve İzmir’de Alsancak camii bunlara örnek teşkil eder.

Son yıllarda, bir taraftan neoklasik camiler yapılırken, diğer taraftan bazı mimarlar tamamen modern üslûpta cami projeleri hazırladı.

Fakat bugüne kadar bu tip projelerden herhangi biri uygulanmadı.

Yurt dışında yeni yapılan camilerde ise genellikle eski üslûba bağlılık görülüyor.

İslâm âlemi dışındaki ülkelerde, müslüman cemaati için yapılan camilerde mahallî üslûbun hâkimiyeti dikkati çeker.

Barok ve Ampir Dönem Camileri

XVIII. yy. ortasından itibaren Türk sanatı Batı üslûbunun etkisinde kalarak, camilerde birtakım tezyinat örnekleri meydana getirdi.

Mustafa III’ün (1759-1763) yılları arasında yaptırdığı Lâleli camii, plan itibariyle, klasik sekiz istinatlı tipin başarısız bir örneğidir.

1748-1755 Yılları arasında yapılan Nuruosmaniye camii ise bütünüyle barok üslûbun bir temsilcisidir.

Ondan sonraki camiler ise tek kubbe şemasına uygun olarak yapılan eserlerdir.

Mustafa III’ün Üsküdar’da yaptırdığı Ayazma (1760), Abdülhamid I’in devrine ait İstanbul’da Beylerbeyi (1778) ve Sebsafa Kadın (1788), Selim III devrine ait Üsküdar’da Selimiye (1806) camileri Barok üslûpta eserlerdir.

Tophane’de Nusretiye (1826), Dolmabahçe’de Bezmialem Validesultan (1853); ve Ortaköy (1854) camileri ise Türk ampir üslûbunun uygulandığı başlıca örneklerdir.

Tek kubbeli olarak yapılan bu eserlerin en önemli özelliği çok ince zarif minareleri ile son cemaat yeri üzerinde ufak bir kasır biçiminde yapılan, padişaha ait kasrı hümayunlardır.

Geçen yüzyılın sonlarında çeşitli üslûpların karıştırılmasıyla meydana gelen yeni bir üslûpta bazı eserler yapıldı.

İstanbul’da Valide camii (1871); Yıldızda Abdülhamit II camii (1887); Konya’da Aziziye camii (1872); bu üslûpta denenen ama mimarî ve tezyinat yönünden zayıf eserlerdir.

Bugünkü sınırlar dışında osmanlı-Türk camileri: Yugoslavya, Macaristan ve Arnavutluk’ta bulunan camilerle, İstanbul’daki camiler arasında üslûp benzerliği görülür.

Aynı benzerlik Suriye ve Mısır’daki XVI.yy. camilerinde de vardır.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın