Sicilya Tarihi Hakkında Bilgi,Sicilya’ya Pleyistosenin sonuna doğru, vürmiyen buzullaşmanın bir maksimum sırasında yerleşmeye başlandı.
Trapani, Levanzo adası ve San Teodoro (Üst paleolitik), Termini imerese Ye Conugi di Pachino (Mezolitik), Stenti-nello (Neolitik) ilk tarihöncesi merkezlerdir.
Neolitik devirden tahkimli köy kalıntıları ve geometrik üslupta kazılarla süslü seramikler kalmıştır (Stentinello); bu süslemeye Conca d’Oro kültürüne has kampana biçimi kupalarda da rastlanır.
Küprolitikten Tarih devrine kadar doğuda Siküllerin, batıda Sicanius’larm kültürü ayırt edilerek dört dönem tespit edilmiştir.
O tarihten hollü yeraltı mezarları, birçok tunç eşya ve üzerinde figürlü konuların geometrik dekorla karıştığı vazo kalmıştır.
Adada (o zamanki adı Trinakria) Tarih çağının başında yaşıyan halklar (Sikül’ler. Sikan’lar, Elym’ler) üstüne ise pek bilgi yoktur.
Fenike ve yunan yerleşmesi
Sicilya kısa süre sonra dıştan gelen iki medeniyetin kavşak noktası oldu.
İlk olarak Fenikeliler, kısa süre sonra Giritliler (güney kıyıda, Minoa) ve Yunanlılar (yaklş. M. Ö. 735’ten itibaren) bugünkünden daha ağaçlık olan ve verimli volkanik topraklarında tahıl, üzüm ve zeytin yetiştirilen adaya yerleştiler.
Buna karşılık maden zenginlikleri azdı ye kükürt özellikle Roma devrinde işletildi.
Balıkçılık kolay, limanlar çok elverişliydi.
Yunanlılar yanaşılması kolay olan doğu kıyılarına yerleştiler ve Fenikelilerin (Panormos, Soloenta, Himera ve özellikle Motye’ye yerleşmişlerdi) tersine ticaret merkezlerine eşit sayıda yerleşme kolonisi de kordular.
Daha önce İtalya’ya yerleşmiş olan Khalkidike’liler ve Naksoslular Etna’nın eteğinde Naksos’u, kısa süre sonra da Leontinoi ve Katane’yı kurdular.
Leontinoi bir tarım sitesi, Katane ise işlek bir limandı.
Zankle, boğazın kontrolünü elinde tuttu, sonra kuzey kıyıda Himera kurularak fenike tesisleriyle rekabete başladı.
Khalkidike’lilerden kısa süre sonra Korinthos’lular geldiler, Syrakusai’ye yerleştiler ve burası yoğun sınai ve ticari faaliyeti sayesinde VII. yy.dan itibaren Sicilya’nın başlıca şehri haline geldi.
Megaralılann kurdukları Hyblaia Megara, 5 büyük tapınağı olan, yanında Herakleia Minoa yükselen Selinus’u kurdu.
Ayrıca Rodosluların kurduğu Gela (690’a doğru) Akragas’ın (Agrigento) yerini aldı.
Bütünüyle ele alınınca adanın merkezi yunan yerleşme alanının dışında kalıyordu; ama önce Fenikelilerin, sonra da Kartacalıların yerleştikleri batı ucu dışında, kıyı bölgesi işgal edilmişti.
Büyük Yunanistan’da olduğu gibi koloniler çok zengindi.
Eski öncülerin soyundan gelen burjuvalar toprakları ele geçirmişti ve yeni gelenlerle yerliler şehir proletaryasını meydana getiriyordu.
Bu proletaryanın çalkantısı iç kavgalara ve birbirini izleyen sayısız mahalli tiranın iktidara gelmesine yol açtı; bilinen en eski tiran Leontinoi’li Panaitios (M. ö. 608’e doğr.), zalimliğiyle en çok isim yapanı ise Akragas’lı Phalaris’tir.
Bu zorba kralların çoğu (Gela’ya, sonra Syrakusai’ye [M.ö. 485-478] yerleşen ve Akragas zorba kralı Theron’un kızıyla evlenen Gelon gibi) başarılı kumandanlardı.
Gerçekten siteler çoğunlukla savaş halindeydi: komşuluk kavgaları, Dorlu Kerakleia’nın Elym’lerle (Elimaioi) müttefik olan Kartacalılarla savaşması ve bozguna uğraması.
Pers devletinin asıl Yunanistan’a kafa tutmaya başladığı sırada Hartaca tehdidi kesinleşti (M.ö. V. yy.).
Kartaca, Sicilya yunanlılarına hücum etti, Himera’yı kuşattı, ama Gelon’un savaş hileleri karşısında kesin bir başarısızlığa uğradı (M. ö. 480).
Syrakusai’nin gücünün temellerini atan Gelon’un eseri Hieron I tarafından tamamlandı; Hieron neredeyse adanın bütünlüğünü sağlamayı başaracaktı.
Ama kısa süre sonra askeri gerekler ortadan kalkınca tiranlık da yıkıldı.
Bununla beraber, daha birtakım güçlüklerin de yok edilmesi gerekiyordu: işsiz olan ücretli askerlerin ortadan kaldırılmasına, yardım için çağırılan ve kurnaz Duketios’un himayesinde federasyon halinde teşkilatlandırılan Siküllere (Sikeloslar) boyun eğdirmeğe (Noai, M. ö. 450) ve etrüsk korsanlarının uzaklaştırılmasına başlandı (M. ö. 454-453).
Bütün bu olaylar Syrakusai’nin hegemonyasını sağlamlaştırmasına imkan verdi: M. ö. 450’ye doğru adanın dörtte üçüne sahipti.
Tehdidi karşısında öbür siteler Atina ile ittifak yaptı; Ama Atina’nın giriştiği sefer (M. ö 414-413) Ispartalı Gylippos’un enerjik müdahalesi karşısında teşkilât ve kumanda birliği eksikliği sebebiyle büyük bir yenilgiyle sonuçlandı.
Selinus’u ele geçirmeye çalışan Segeste’nin çağrısı üzerine Kartacalılar yeniden ortaya çıktılar, Selinus ve Himera’yı yerlebir ettiler (M. ö. 408), Akragas’ı aldılar.
Duruma bu defa da Syrakusai kumandanlığına tayin edilen zorba kral yaşlı Dionysios müdahale etti; iktidarını sağlamlaştırmayı, düzeni sağlamayı ve hürriyetini muhafaza eden aşiretlere vesayetini kabul ettirmeyi başardı.
Yerine geçenler Kartaca’ya karşı kendi durumlarını savunma siyasetini güttüler.
Hatta Agothokles Afrika’ya başarılı bir sefer bile yaptı (M. ö. 310). Bununla birlikte Kartaca savaşları sırasında, Kartaca ile savaşmak sırası Roma’ya geldiğinde Kartaca adanın yansını işgal etmişti.
Pyrros’un Sicilya seferi büyük sonuçlar doğurmayan bir hareket oldu (M.ö. 278-276).
Roma Döneminde Sicilya
Kartacalıların kesinlikle çıkartılmasıyla (İlk Kartaca savaşı) ve Siracusa’nın (Syrakusai) Marcellus tarafından alınmasıyla (M. ö. 212) Sicilya bir roma eyaleti ve Roma’nın buğday ambarından biri haline geldi.
Çeşitli şehirler hür site veya müttefik site statüsünü korudu.
Siracusa’ya boyun eğen topraklar vergi ödemeye devam etti (Hieron yasası); ama bu defa vergiyi Roma alıyordu.
Sicilya’nın yunanlılaştırılması çok köklü olmuş, Siküllerce (Sikelos’lar) bile benimsenmişti.
Buğday tarlalarını işleyen büyük köle toplulukları iki kere ayaklandılar (M.ö. 135 ve 104). Verres’in kötü idaresi altında geçen dönem sırasında (M.ö.73-71) korsanların kıyıdaki akınları önlendi.
Sextus Pompeius’un iç savaş sırasında Sicilya’da bulunması, adayı Roma’dan ayırdı ve İktisadi faaliyetini azalttı.
Augustus adada koloniler kurarak (Palermo, Siracusa, Taormina, Catania) bir romalılaştırma ve yenileştirme hareketi denedi.
Bu deneme, adanın imparatorluk zamanında nispeten gerilemesinin önüne geçemedi.
276-278’den itibaren Barbarların akın ettiği ada, 439’da Vandallar tarafından işgal edildi ve yeniden Afrika’nın odağı haline geldi.
Sonra Geiserich tarafından Odoaker’e bırakıldı.
Belisarius’un Ortrogotlardan aldığı (535) Sicilya, birçok yüzyıl boyunca Doğu Roma imparatorluğuna bağlı kaldı ve bir general tarafından yönetildi.
Ortaçağ ve Sonrasında Sicilya
652’den itibaren Sicilya’ya ilk müslüman akınları başladı.
827’de adayı fethe ve sömürgeleştirmeye başlayan (Palermo’nun [831] ve Siracusa’nın [878] alınması) Araplar, burayı bir emirliğin merkezi haline getifdiler.
Hıristiyanlar kuzeydoğuya püskürtüldü.
Müslüman ülke üç vadi’ye bölündü: Mazara, Noto, Demone.
Yunan dili ve Hıristiyanlık ortadan kalkmadı.
Bu dönemin edebiyatı ve mimarisi oldukça parlaktır.
Ama derebeylik yapısı dolayısıyla iktidarın dağılması, müslüman Sicilya’da güçlü bir krallık kurulmasını engelledi.
1 (Virde Güney İtalya’daki norman fief’inden hareket eden Tanoredi’nin oğlu Ruggero I, Sicilya’ya çıktı, Arapları yendi ve otuz yıllık bir çabadan sonra hâkimiyetlerine son verdi.
Ruggero ve varisleri Sicilya’yı topraklarını adanın dışında genişleten zengin ve güçlü bir krallık haline getirdiler.
Normanlar İslam hukukuna ve dinine saygı gösterdiler.
Adaya fransızca konuşan bir halk ve birçok lombardialı göçmesi, ırk ve dil renkliliğini biraz artırdı.
Kişilik kazanmış bir milli temeli olmamasına rağmen, Sicilya’da karmaşık bir medeniyet parladı. Krallık evlilik yoluyla Hohenstaufen hanedanına geçti (Heinrich I’in taç giymesi, 1194).
Friedlich II’nin ölümünden sonta (1260) papa. Sicilya tacını Anjou’lu Carlo I’e giydirdi (1266).
Ama Anjou’lular Sicilya katliamında yok edildi ve Sicilyalılar Aragonlu Pedro III’ü kral ilan ettiler (1282).
Büyük Alfonso V yarımada krallığını fethetti ve ilk İki Sicilya kralı oldu (1442).
1458’de ölünce iki krallık hiç değilse hukuken yeniden ayrıldı ve iki Sicilya krallığı, ancak Sicilya sırasıyla ispanya (1282-1713), Savoia (1713 – 1718), Avusturya (1718- 1734) ve 1799 -1802 ile 1806-1815 arası adaya sığınan Bourbon’ların hâkimiyeti altında kaldıktan sonra ancak 1816’da yeniden kurulabildi.
Yoksulluktan ve Mafia’dan büyük zarar gören Sicilya’ya İtalya parlamentosu özel niteliklerini de hesaba katan bir statü tanıdı (1948).

İlk Yorumu Siz Yapın