Suriye Tarihi Hakkında Bilgi,Suriye Tarihi İnsanların Paleolitik devrinde yerleştiği Suriye’de Tarihöncesinde birçok medeniyet gelişti; fakat Neolitikten sonra bu medeniyetler Susiane ve Sümer ülkesi medeniyetlerinin türevidir.
Bölgenin coğrafi bütünlüğü yoktur: sarp ve karmaşık engebelerin birbirinden ayırdığı, küçük tarım birlikleri, kıyı ovaları, dağlık taraçalar veya iç kısımlardaki çöküntülerin her biri, el sanatlarıyla ve kıyı ile geçit yollarından yararlanan ticaretle geçinen şehirler çevresinde gelişmiş küçük bir devletçikti.
Geniş bir bozkırlar şeritinin çektiği göçebe çoban kabileleri önce şehirleri haraca bağladılar, sonra yerleşerek yeni şehirler kurdular.
Daha M.ö. IV. binyıİda Jericho, Eriha, Şam, Megiddo, Ugarit (Re’s Şemra), Byblos (Cubeyl) önemli sitelerdi, ilk yazılı belgeler (III. binyıl), arka arkaya dalgalar halinde Edom ülkesinden, Suriye çölünden veya Arabistan’dan gelen sami halkının üstünlüğünü doğrular; bu kabileler birbirinden az farklı kültür grupları meydana getirdiler: kıyı bölgesinin ortasında Fenikeliler, güneyde Kenanlılar, iç kısımda Fırat’ın ötelerine kadar Amurrular (M.ö. 2000 ve 1700) ve Aramiler.
Şehirler ve İmparatorluklar
(M.ö. III-I. binyıl). Suriye göçebeleri komşu ülkeleri yağma ederlerken, yerleşik kardeşleri eskiçağ emperyalizmine karsı bir direnişe geçmediler.
Daha II. Sülale firavunları zamanında (III. bin yıl başı), Byblos bir Mısır üssüydü.
Mezopotamyalı büyük krallar (uruklu Lugalzagizi [M.ö. III. binyıl], akkadlı Sargon ve Naram Sin, asurlu Şems-i Adad I [1700’e doğr.]), Halep krallığının bir süre için büyük bir devlet sayıldığı Suriye’nin kuzeyine hakim olmaya çalıştılar.
XII.Sülale firavunları (1970-1850 arası), Kenan ülkesinin güneyini, Asyalıların Delta’ya sızmasını durdurmak için bir sınır eyaleti haline getirdiler.
Hint-Avrupalıların (Eti) Hatti ve Hurrilere hâkimiyetlerini kabul ettirerek Suriye’ye taşması (II. bin-yıl başları), ülkedeki halkların huzursuzluğunu artırdı; bu halklardan Hiksoslar, 1730-1700’e doğru Mısır’ı işgal ettiler.
Mısır’ı kurtaran XVIII. Sülale firavunları, istilacıları Asya’ya kadar kovaladılar ve Mitanni Hurrileriyle çatıştılar. Tutmes I (1530-1520) Fırat’a ulaştı.
Tutmes III (1483 -1450) Suriye şehirlerinin çoğuna Mısır himayesini kabul ettirdi, ülkenin kuzeyi, bölgeyi Hititlere karşı koruyacak olan Mitanni’de kaldı.
Mısır ile Mitanni arasındaki anlaşmazlığın 1400’e doğru sona ermesinden ve Suriye’nin kuzeyinin hitit kralı Suppiluliuma (1382-1341) tarafından işgalinden sonra (Mitanni, Hititlerin metbulugunu kabul etti), hitit krallarıyla firavunlar arasında uzun süre devam eden savaşlar (1347-1300. 1294-1271’e doğr.) başladı. Ramses II, Asur’un genişlemesini önleyebilmek için Suriye’yi Hititlerle paylaştı (1278 barışı).
Fakat Suriye’deki bütün siyasi yapılar, istilalar sırasında yıkıldı.
Batı’dan gelen ve uzun süredir Suriye kıyılarına uğrayan «deniz halkları» bölgeden yoğun şeritler halinde geçerek Mısır’a gereksiz yere saldırdılar (M.ö. 1200’e doğr.) ve arkalarında Filistinliler gibi savaşçı kabileler bıraktılar.
Mitanni üstündeki himayesini Asur’a kaptıran Hatti krallığı (1190’a doğr.) bu halklar tarafından yıkıldıktan sonra «yeni hitit» prenslikleri halinde (Halep, Hama, Kargamış [Cerablus]) yaşadı; sonunda bu prensliklerde sami kültürü hakim oldu.
XIII.yy.dan sonra çölden gelen sami asıllı Aramiler ve İbraniler kültür bölgelerine yerleşerek, başlıcaları Kudüs (İbrani Yuda ve İsrail krallıkları) ve Şam (Arami krallığı) olan devletler kurdular (XI-X.yy.). Fenike limanlan gibi (Sur, Sayda, Byblos), bu yeni krallıklar da ticaretten ve Mısır’ın devamlı olarak gerilemesinden yararlandılar.
Bu krallıkların zenginliğinden haset duyan Asurlular önce yağma akınları yaptılar, sonra IX. yy.da suriye şehirlerini vergiye bağlamaya çalıştılar; Asur gelişmesi, Şam krallığının direnmesi ve Urartu’nun (Ermeniye) gelişmesiyle sınırlandıysa da, gerçek bir fetih ve âsileri sürgün etme siyaseti uygulayan Tiglatpileser III (745-727) zamanında Arpad (782’den önce), Şam (732), İsrail (722-721), Hama (720), Kargamış (717), Adrod (Bugün Aşdod) [711], Sayda (678’e doğr.) krallıkları yıkıldı; Asurlular suriyeli tebaalarını ayaklanmaya kışkırtan Mısırlıların entrikalarına son vermek için Nil vâdisini işgal ettiler (671-663).
Asur’un bu geçici başarısından sonra, Sais firavunları Asurluların zayıflamasından faydalanarak 850’den sonra Filistin’e saldırdılar; İskit istilâsından sonra (626’ya doğr.), firavun Nekao II can çekişmekte olan Asur’un (Ninova’nın düşmesi, 612) Suriye üstündeki hakimiyetine son vermek isteyince Kargamış’ta Babil kralı Nabukodonosor II’ye yenildi (605); Nabukodonosor bütün ülkeyi muhafaza etti ve Mısır ile müttefik hükümdar sülalelerini (yahudi sülalesi gibi) yok etti (587).
Keyhüsrev’in Babil’i almasıyla (539), Filistin ve Kıbrıs’ın da katıldığı Suriye bir satraplık haline getirildi; Persler yerli prensliklere dokunmadılar ve ülkeden göçmüş olanların (Yahudiler gibi) dönmesine izin verdiler.
Donanmasını sağladığı pers kralı için önemli olan Fenike, Artakserkses III’ün Sayda’yı yıkmasına kadar (334) Mısırlıların ve Kıbrıslıların isyanlarıyla çalkalandı.
Helenizm ve Sami Kalıntıları (M.ö. IV-VII. yy.)
Arabistan ve uzakdoğu ürünlerini akdeniz limanlarına kadar kervanlarla taşıyan ticaret akımlarının cezbettiği Yunanlıların medeniyeti Fenike ve Filistin’e damgasını vurdu ve Aramcayı geriletti.
Sur’un direnmesini kıran (332), İskender’in işgal ettiği satraplık, yunan dünyasının büyük merkezlerinden biri haline geldi.
Diadokhos’ların savaş alanı olan ülke M. ö. II. yy.a kadar «Çukur Suriye»yi (kabaca, ülkenin güneyi) işgal eden Lagid’ler le, başkentlerini Antakya’da kuran Selefkiler arasında çekişmelere yol açtı; Selefkiler sonunda Mısır hâkimiyetine son vererek, başlıca kaynaklarını, o zamanlar «Syria» adı verilen (modernlerin Selefki devletine verdikleri «Suriye krallığı» adı buradan gelir) ve Fırat ile Akdeniz arasında uzanan bölgelerden sağladılar.
Helen kültürünü yayan, kurdukları şehirlere (Antakya [Antiokheia], Hama [Epiphaneia], Silifke [Seleukeia], Lazkiye [Laodikeia] v. b.) veya yerli şehirlerine cömertçe muhtar polis statüsü tanıyan Selefkiler, teokratik prensliklerle (özellikle Yahudilerinki ile) uğraşmak zorunda kaldılar; sülalenin iç kavgaları krallığın parçalanmasını ve yeni bir göçebe saldırısını (Araplar) kolaylaştırdı; Araplar Petra (Elbetra), Damaskos (Şam). Emesa (Hıms), Khalkis (Lübnan) v.b.de prenslikler kurdular.
M.ö.85’te Suriye’yi ele geçiren Ermeniye kralı Tigran ve M. ö. 64’te ülkeyi işgal eden Pompeius, Selefki hanedanını ortadan kaldırdılar.
Pompeius, Parth’lan Fırat kıyılarında durdurarak «Suriye Roma eyaletini kurdu (M.ö. 64-63); M.ö. 27’de imparatorluk eyaleti olan Suriye doğuda bir metbu prenslikler şeridiyle destekleniyordu; bu prenslikler imparatorlar tarafından yavaş yavaş ilhak edildi (Kommagene. M. S. 72: Lübnan’da Khalkis krallığı, M. S. 92); son prensikleri (Şam ve Nabat Arabistanı) Trajanus birleştirdi (M. S. 106).
Yalnız, yahudi topluluğunun giriştiği kanlı savaşlar sonucunda, Suriye’den ayrı bir eyalet (Yahudiye veya Suriye-Filistin) kuruldu ve başına vali olarak bir legatus getirildi (M.S. 70-71).
Petra (Elbetra), Bostra (Busra-Eski Şam), Damaskos (Şam), Palmyra (Tedmür) veya Antiokheia’da (Antakya) toplanan ve bu şehirlerden Gazza (Gazze), Ptolemais (Akkâ), Berytos (Beyrut) veya Arados’a (Arad) sevk edilen uzakdoğu ticaretinin gelişmesinden yararlanan Suriye, Roma dünyasının en zengin bölgelerinden biriydi: Akdeniz ticaretini ele geçiren tacirleri, ülkelerinde ihracata dönük el sanatlarını (Fenike’nin erguvan boyası ve camı, ipekli ve keten kumaşlar) ve tarımı (şarap ve meyve) geliştirdiler.
Şehirler, o devrin yunan üslubunda yapılmış dev anıtlarla süslendi.
O tarihte Suriye’nin orijinalliği Sami veya Hunilerden miras kalan ve birçok romalıyı hayran bırakan dinleriydi.
Severus’lar zamanında (193-235), Roma hükümetine yol gösterenler Emesa (Hıms) başrahibinin kızlanydı.
Beyrut’un hukuk okulu, hukukçu Papinianus ve Ulpianus, hicivci Lukianos, filozof Porphyrios ve lamblikhos, 198’e doğru Göçle Syria ve Pholnice Syria adıyla ikiye ayrılan imparatorluk Suriye’sinin kültür zenginliğini ortaya koyar.
Yahudiye’de ortaya çıkan Hıristiyanlık da, IV. yy.da, Roma’da resmi putperestliğin yerini aldı.
Fırat kıyılarında Sasani krallığının ortaya çıkması (226-227), Suriye için büyük bir tehlikeydi.
Persleri durdurmayı başaran (261) Palmyra prensleri, kervan sitesini yıkan (272-273) imparator Aurelianus’un müdahalesine kadar Suriye’ye hâkim Oldular.
Eyaleti istilalara karşı korumak için, Hadrianus’tan itibaren, imparatorlar bir «limes» inşa ettirdiler, sonra Diocletianus’tan itibaren Doğu diyosezine (merkezi, Antakya) katılan imparatorluğun büyük Suriye eyaletini parçaladılar; IV. yy.dan sonra, imparatorluk Suriye çölünün korunmasında Gassanîlerden yararlandı.
Eyalet III. ve IV. yy.lardaki İktisadi buhranları kısa süre içinde atlattı ve ipek böceği yetiştiriciliğinin başlaması Berytos (Beyrut) ve Tyros’taki (Sur) ipek sanayiini daha da geliştirdi.
Bizans zamanında (235-476) eski arami kültürü yeniden canlandı; Yunanca, Süryanice karşısında gerilediyse de.
Bizans Suriyesi her iki dili de kullanan birçok yazarın vatanıydı.
Kudüs ve Antakya patrikliklerinin Kilisenin ilk günlerini hatırlattıkları bu eski hıristiyan topraklan, Antakya, Urfa (Edessa) ve Nizip (Nisibis) okulları, rahipleri (Aziz Sabbas), çilekeş ve stylit’leri (Aziz Symeon) ile meşhurdu.
IV.-VII. yy. arası Mesihi doktrinin hazırlanmasına faal olarak katıldı.
İstanbul’daki bölgesel muhalefet anlayışının desteklediği dini tutku, ayinlerde Süryanîceyi kullanan sapkın kiliselerin başarısını açıklar.
V. yy.da Antakya doktrininden doğan Nesturilik özellikle Fırat’ın doğusunda benimsendi; fakat Antakya patriği Severos’un, Jean de Tella’nın.
Yakubi kilisesinin kurucusu Yakup Baradai’nin savunduğu monofizizm o tarihten itibaren Melki kilisesinin ve Suriye tarzı ayin usulüne bağlı katolikler olan Lübnan Marunilerinin temsil ettiği Ortodoksluğu yendi; anlaşmazlığa Herakleios I’in karışması Mesihı dogma’nın yeni bir tanımı olan monotelizmin gelişmesiyle sonuçlandı.
İslam Dönemi
Hz. Muhammed, sağlığında Suriye’nin fethini düşünmüş ve bunun için bir ordu hazırlamıştı; fakat bu düşüncesini gerçekleştirme imkanını bulamadı.
Ebubekir halife olunca Suriye’nin fethine karar verdi ve Medine’de bir ordu toplayarak 634 başlarında Suriye’ye hareket etti. Başkumandanlığa Halid bin Velid getirildi.
İslam ordusu dört koldan Suriye’ye girdi.
Bizans kumandanı Sergius yenilgiye uğratılarak öldürüldü.
Bunun üzerine Bizans imparatoru Herakleios topladığı büyük bir orduyla Suriye’ye geldi.
İslam kuvvetleri 634 temmuzunda Ürdün ırmağının kollarından olan Yermuk üzerinde bizans ordusuyla karşılaştı.
Yapılan kanlı savaşı kazanan İslam ordusu kuzeye doğru yürüyüşüne devam etti ve mart 635’te Şam önlerine geldi.
Kısa bir kuşatmadan sonra şehir alındı.
Herakleios topladığı ikinci bir orduyu deniz yoluyla tekrar müslümanların üstüne gönderdi.
İki ordu Kudüs yakınındaki Ecnadin’de karşılaştı.
636’da yapılan savaşı da kaybeden Bizanslılar, Suriye’yi İslâm hakimiyetine bırakmak zorunda kaldılar.
Bundan sonra İslam birlikleri hiç bir direnmeyle karşılaşmadan, iki yıl içinde bütün Suriye şehirlerini ele geçirdiler.
638’de halife Ömer, Kudüs’e gelerek Suriye’nin teşkilatlandırılması hakkında yapılan toplantıya başkanlık etti.
Suriye bir eyalet haline getirildi ve valiliğine de Yezid bin Ebi Süfyan tayin edildi.
Ayrıca bazı ordugah şehirleri kurularak askeri birlikler yerleştirildi.
639’daki veba salgını Suriye’de büyük zarara yol açtı. Vali Yezid bu salgında öldü ve yerine kardeşi Muaviye tayin edildi.
Halife Osman’ın öldürülmesi üzerine müslümanlar arasında iç mücadele başladı Muaviye, Suriye’deki orduya dayanarak Ali’ye karşı, Osman’ın katillerini isteme bahanesiyle harekete geçti.
Ali ile Muaviye arasındaki Sıffin savaşında bir sonuç elde edilemedi.
Bunu hakem olayı takip etti.
Muaviye, Ali’nin bir harici tarafından 661 ’de öldürülmesi üzerine halife ilân edildi.
Muaviye ile birlikte Emeviler halifeliği ele geçirdiler.
Devlet merkezi Medine’den Şam’a nakledildi.
Böylece Suriye İslam dünyası içinde en önemli yeri aldı.
İslam devleti bundan sonra Arabistan Bedevileri yerine Suriye’de daha önce yerleşmiş olan yerli Araplara dayandı.
Buna ilk tepki, Muaviye II’nin 684’te bir veba salgınında ölümü üzerine, Abdullah bin Zubeyr’in Medine’de halife ilân edilmesiyle gösterildi.
Birçok vilayet onun halifeliğini tanıdı.
Suriye’de Kays kabilesi Abdullah’ın tarafına geçti,Kaysiler 684’te yapılan Merci Rahit savaşında yenildiier.
Suriye’de emevi nüfuzu tekrar kuvvetlendi.
Halife Abdülmelik çetin mücadelelerden sonra Abdullah bin Zubeyr’i ortadan kaldırdı; Suriye İslam dünyasındaki eski üstünlüğünü elde etti; fakat emevi halifelerinin arap olmayanlara karşı güttükleri siyaset kendilerine karşı birçok isyanın çıkmasına sebep oldu.
Son emevi halifesi Mervan bin Muhammed. merkezi Şam dan Harran’a nakledince Suriye’nin de güvenini kaybetti. Bu karışıklıklar içinde Abbasi’ler, Horasan’da bir isyan hazırladılar. isyan kısa süre içinde başarıya ulaştı.
Ebül Abbas Seffah Kûfe’de halife ilân edildi.
Büyük Zap suyu kıyısındaki savaşı kaybeden Mervan. Mısır’a kaçtı (7^0) ve orada yakalanarak idam edildi Halifeliğin merkezi Suriye’den Irak’a alındı Emeviler devrinde Suriye, siyasi.
İktisadi ve kültürel yönlerden çok gelişti.
Fetihler sonucunda ele geçirilen ganimetin çoğu Suriye’de toplandı.
Ticaret çok gelişti; Suriye limanlarından Avrupa’nın çeşitli ülkelerine mal gönderilmeye başlandı.
Orta Asya ve Çin’den gelen mallar, Suriye pazarlarında satılıyor veya başka yerlere gönderiliyordu Ziraat da ilerlemişti.
Düşünce alanında, daha çok şiir ve dini bilimler konusunda gelişmeler oldu.
Maddi refahın yükselmesi sonucunda imar işlerine girişildi: başta Şam olmak üzere birçok şehirde saray ve camiler yapıldı.
Şam’daki ünlü Ümeyye camii, Kudüs’teki Kubbetüssahra, Lut gölü kenarındaki Kuseyri Amra sarayı, Kasrülhayr Ürdün ırmağının doğusundaki Muşetta sarayı ve Kasrüttûba, Suriye’de yapılan önemli eserlerdir.
Abbasilerin iktidara gelmesi ve devlet merkezinin Bağdat’a nakledilmesi üzerine.
Suriye bir eyalet oldu ve Abbasilere karşı bazı isyanlar çıktı.
İlk isyan 809-813 arasında oldu ve bastırıldı.
Bunu 847’de Mubarkaa isyanı takip etti.
Abbasi halifelerinden Mehdi ve Harun-ür-reşid devirlerinde Bizans savaşları dolayısıyla Kuzey Suriye’de Sugur ve Avasım adı verilen askeri garnizonlar kuvvetlendirildi.
Halife Mütevekkil 847’de Şam’a gelerek şehri kendine merkez yapmak istedi; fakat, orduda büyük bir nüfuz sahibi olan türk kumandanları buna karşı çıktı.
Abbasi devletinin zayıflaması ve eyaletlerde yeni devletlerin orduya çıkması üzerine, Mısır’da bağımsızlıklarını kazanmış olan Tolunoğulları ve sonra İhşidiler Suriye’ye hakim oldular (878-905); fakat bu bölgenin durumunda bir değişiklik meydana gelmedi.
Suriye İhşidilerden sonra, Hamdanilerin eline geçti (905-977).
Daha ziyade Bizans savaşlarıyla meşgul olan Hamdaniler devrinde Suriye’de bilim çok gelişti.
Çeşitli bölgelerden bilginler gelerek Seyfüddevle’nin himayesinde çalışmalar yaptılar.
Hamdanilerin yıkılmasından sonra Suriye’yi ele geçiren Mısır fatımi halifeleri devrinde (977-1098).
bölgede sürekli karışıklıklar çıktı.
Mahalli emirler bağımsızlıklarını ilan ettiler.
Abbasi devletinin zayıflaması ve eyaletlerde küçük devletlerin ortaya çıkması üzerine, Bizans karşı saldırıya geçti.
Bizans imparatorlarından Nikephoros Phokas, Tsimiskes ve Basileios II birçok Suriye şehrini müslümanlardan geri aldılar.
XI.yy.ın ikinci yarısında Büyük Selçuklu imparatorluğu orduları bir yandan Anadalu’ya diğer yandan da Suriye’ye akınlara başladılar.
Büyük bir türkmen topluluğunun başında bulunan Atsız.
Malazgirt savaşından sonra Suriye’ye girdi; Remle, Kudüs Akka. Sur ve Trablusşam’ı aldı.
1076’da Şam’ı da ele geçirdi.
Meiikşah tarafından Suriye’ye gönderilen Melik Tutuş, Atsız’ı ortadan kaldırarak bütün Suriye’ye hakim oldu (1078).
Tutuş. 1095’te Sultan Berkyaruk ile yaptığı savaşta ölünce, Suriye Selçukluları ikiye ayrıldı Bundan sonra bölgede tam bir karışıklık hüküm sürmeye başladı.
3 Haziran 1098‘de Haçlılar, Antakya’yı alarak Suriye’ye girdiler.
40 000 Kişilik bir ordu ile güneye hareket eden haçlı kumandanı Godefroi IV de Bouillogne 1099’da Kudüs’ü ele geçirdi ve burada bir krallık kurdu.
Suriye’nin kıyı bölgelerine ve kuzeyindeki bazı şehirlere hakim olan Haçlılar, Suriye’nin iç kısımlarına karşı girişilen akınlarda kesin bir başarı elde edemediler.
Haçlılar Suriye ve çevresinde dört feodal devlet kurdular; 1. Urfa kontluğu: 2. Antakya prensliği; i. Trablus kontluğu; 4. Kudüs krallığı.
Kudüs kralı Baudcuin 11 nin ölümünden (1131) sonra haçlı devletlerinin çökme dönemi başladı, önce urfa kontluğu Musul atabeki imadeddin Zengi tarafından 1144’îe ortadan kaldırıldı Şam’ı ile geçirmek için harekete geçen Kudüs kralı Baudouın III başarı elde edemedi.
1187’de Kudüs Salâhaddin Eyyubi tarafından ele geçirildi.
Bundan sonra, haçlıların elinde yalnız Suriye’nin kıyı şehirleri kaldı.
III. Haçlı seferleri de bir sonuç vermedi.
Salâhaddin Eyyubi’nin ölümünden sonra Suriye’de yeniden karışıklıklar çıktı. Bundan yararlanmak isteyen haçlılar yenilgiye uğradılar (1244).
Suriye’deki haçlı kalıntıları memluk sultanları tarafından ortadan kaldırıldı ve 1291’de Suriye’deki haçlı hakimiyeti sona erdi.
Haçlılardan sonra Suriye, Mısır Memluk sultanlığının hâkimiyetine girdi.
Bu dönemde Suriye, Şam, Halep, Hama, Trablus, Safed ve El-Kerak olmak üzere altı İdari bölgeye ayrıldı.
Dağlık bölgeler de Dürzilerin elinde kaldı.
Dürziler 1293-1305 arasında isyanlar çıkardılar; fakat sonuç alamadılar.
Memlukların bu sıralarda doğudaki en büyük rakipleri İran Moğollan (ilhanlılar) idi.
ilhamı hükümdarı Gazan Han, 1299’da ekmeni, gürcü kralları ve Kıbrıs’taki Frankların yardımını sağlayarak Hıms yakınında memluk ordusunu bozguna uğrattı.
Gazan Hanın birlikleri Şam’ı ele geçilerek Gazze’ye kadar ilerledi: fakat onun çekilmesinden sonra Memluklar, tekrar Suriye’ye girdiler.
Gazan Han, Fırat’ı geçti; fakat Şam yakınında yenildi.
1401’de Timur Suriye’ye girdi.
Halep ve sonra Şam yağmalandı ve tahrip edildi.
Bilginler, sanatçılar ve halkın silah taşıyabilenleri, zorla Semerkand’a götürüldü.
Timur’un geri çekilmesinden sonra Suriye de salgın hastalıklar ve eşkıyalık, büyük zararlara sebep oldu
Memluklar zamanında Suriye ile Avrupa arasında ticari ilişkiler kuruldu.
Suriye limanları yeniden canlılık kazandı; fakat kültür ve mimari alanında önemli bir gelişme olmadı.
XVI. yy. başlarında Suriye’deki memluk yönetimi bozuldu.
Halk, vali ve memurların baskısından şikayete başladı.
Bu sıralarda osmanlı hükümdarı Yavuz Sultan Selim, Çaldıran’da Safevileri yenmişti ve Suriye’ye yürümeye hazırlanıyordu.
Memluk sultanı Kansu Gavri (Kansuh el – Guri) osmanlı ordusunun Suriye’ye girmesine engel olmak için harekete geçti.
iki ordu Halep yakınında Merci Dabık’ta karşılaştı (1516).
Yapılan savaşta mısır ordusu yenildi ve Kansu Gavri öldü.
Halep, Şam ve öteki Suriye şehirleri, osmanlı yönetimine geçti.
Türkler başlangıçta Suriye’deki memluk yönetim sistemini olduğu gibi bıraktılar.
Halep dışında, bölgenin yönetimi, Memlukların Şam naibi olan Gazalî’ye verildi.
Gazali, Yavuz Sultan Selim’in ölümünden sonra (1520) kendisini Melikül-eşref unvanıyla sultan ilân etti; fakat kısa süre içinde yakalanarak idam edildi.
XVI. yy.ın sonlarına doğru Suriye’de Şam, Trablus ve Halep eyaletleri kuruldu.
Bu İdari bölünme, bazı küçük değişikliklerle XVIII. yy.ın ortalarına kadar devam etti; fakat osmanlı paşaları doğrudan doğruya önemli şehirlerle, bunların çevresini yönettiler.
Ülkenin öteki bölümleri eskiden olduğu gibi türkmen, dürzi ve nuseyrî emirlerinin nüfuzları altında kaldı.
Bunlardan dürzi emiri Fahreddin, uzun süre (1583 -1635) Suriye’ye bağlı Lübnan sancağına hakim oldu.
XVIII. yy. sonlarında bedevi şeyhlerinden Tahir Ömer, Akkâ’yı aldı ve burada tahkimat yaptırdı (1768-1774).
Osmanlı-Rus savaşında Akdeniz’e giren rus donanmasının desteğini sağladı.
Tahir ömer’in isyanı, Akkâ’nın alınması ve kendisinin öldürülmesiyle son buldu (1775).
Akkâ, Cezzar Ahmed Paşanın yönetimine verildi.
Ahmed Paşa, Akkâ’yı kuşatan Napolyon Bonapart’ı geri çekilmek zorunda bıraktı (1799) ve uzun süre Suriye’de dilediği gibi hüküm sürdü (1775-1804).
Cezzar Ahmed Paşanın ölümünden sonra, Lübnan emiri Beşir, Suriye işlerinde nüfuz sahibi oldu.
Bu sıralarda avrupalıların kışkırtmaları üzerine yerli hıristiyanlar ayaklandılar.
Bu karışıklıklardan yararlanmak isteyen Mehmed Ali Paşa, oğlu İbrahim Paşayı modern bir orduyle Suriye’ye gönderdi.
Akkâ, sonra Hıms, İbrahim Paşanın eline geçti; 1833’te yapılan anlaşma uyarınca Suriye, Mehmed Ali Paşaya bırakıldı.
Bununla birlikte Mehmed Ali Paşa yönetimine karşı Suriye ve Lübnan’da isyanlar çıktı.
İngiltere, Mehmed Ali Paşaya karşı Osmanlı devletini destekledi.
İbrahim Paşa, Suriye’den çekildi (1840).
Tanzimat ve Islahat fermanlarının hıristiyan tebaaya bazı haklar tanıması, Suriye’de karışıklıklar^ çıkmasına sebep oldu. Müslüman dürziler hıristiyan marunilere tecavüze başladılar.
Hıristiyanlarla müslümanlar arasında birçok kanlı çarpışmalar oldu.
Hıristiyanlara karşı olan bu hareketler kısa zamanda Şam’a da sıçradı.
Bu durum Napoleon III’ün avrupa devletleriyle anlaşarak general Beaufort d’Hautpoul emrinde 6 000 kişilik bir kolorduyu Beyrut’a göndermesine sebep oldu.
Fakat olayları yatıştırmadığı için Babıali tarafından sınırsız yetkilerle Suriye’ye gönderilen Fuad Paşanın kesin tutumu, olayda suçlu olanların hemen cezalandırılmaları Fransızlara yapacak bir iş bırakmadı.
İngiltere de BabIali’yi destekleyince fransız ordusu 1861 haziranında Lübnan’dan çekilmek zorunda kaldı.
Osmanlı devleti Birinci Dünya savaşına katılınca Cemal Paşa Suriye’nin yönetimiyle görevlendirildi.
Savaş sırasında Suriyeliler, osmanlı ordularına karşı çıktılar.
Birinci Dünya savaşından yenik çıkan Osmanlı devleti Suriye’yi bırakmak zorunda kaldı.
Müslüman sayısı kadar hıristiyan da bulunan bir «Büyük Lübnan» devleti, Suriye’den kesinlikle ayrıldı (1 eylül 1920); fakat öbür kısımlardaki siyasi parçalanma devam ediyordu; milliyetçi baskıya karşı koyamayan Fransa, mahalli muhtariyetleri yavaş yavaş daraltmayı kabul etti.
Eylül 1920’de kurulan Halep ve Şam devletleri, önce Suriye federasyonu (haziran 1922), sonra da Suriye’de biraraya getirildi (1 ocak 1925).
Eylül 1920’de kurulan ve sırasıyla «Aleviler toprağı» (1920), «Aleviler devleti» (1922), «Lazkiye hükümeti» (1930) adı verilen Aleviler bölgesinin ve Dürziler bölgesi (cebel Druz Muhtar hükümeti, 1922), muhtariyetlerinin daraltılmasına rağmen, 1936’ya, sonra da 1941’e kadar devam ettiler.
Kuzeybatıdaki Türk azınlığını desteklemek için önce Halep’e, sonra da Suriye’ye bağımlı olan İskenderun sancağına sınırlı bir muhtariyet tanındı.
Bütün bu topraklarda, fransız yöneticilerinin hakimiyetini engellemeyen bir temsili rejim uygulandı (1922 – 1923).
1925’te yüksek – komiser general Sarrail, cebel Druz’da (cebelüd Druz) patlak veren (temmuz 1925) sonra Şam’a yayılan (ağustos-ekim 1925) ve ancak 1927’de bastırılan bir isyanla mücadele etti.
Yüksek komiser Ponsot (1926-1933) ve Martel (1933-1936), sıkı bir şekilde kontrol ettikleri parlamenterizmi kurdular: Kurucu meclis (1928-1930), ana yasanın oylanması (1930), Teşrii meclis (1932), cumhurbaşkanı Mehmed Ali Abed’in seçilmesi (1932).
Milli Blok yönetiminde yeniden başlayan milliyetçi çalkantı (ocak – şubat 1936), Martel’in bir delegasyonun Paris’e gitmesine müsaade etmesiyle sonuçlandı ve görüşmeler sonunda bir antlaşma (Vienot anlaşmaları, 9 eylül 1936) imzalandı: üç yıllık bir geçiş döneminden sonra Birleşik Suriye’ye bağımsızlık tanınacak ve yirmi beş yıllık bir Fransız-Suriye ittifakı yapılacaktı.
Fakat, Suriye parlamentosunun onayladığı bu metin, Fransız parlamentosuna getirilmedi ve Suriye kamuoyu Fransa’nın İskenderun sancağını Türkiye’ye bırakmasına (29 haziran 1939) büyük tepki gösterdi.
Suriye yetkililerinin istifalarından sonra, yüksek komiser Puaux (1939-1940) bütün sivil yetkileri eline aldı; askeri yetkiler ise eylül 1939’dan mayıs 1940’a kadar Doğu Akdeniz Müttefik kuvvetleri başkumandanı general Weygand tarafından uygulandı.
Weygand’ın yerine getirilen Mittelhauser ve yüksek komiser Puaux 28 haziran 1940 mütarekesini kabul ettiler.
Vichy hükümeti, yüksek komiser olarak önce Jean Chiappe’i (25 kasım), sonra da general Dentz’i tayin etti.
Amiral Darlan Büyük Britanya’ya karşı Irak isyanını destekleyen alman uçaklarının Suriye havaalanlarına konmasına izin verdi (6 mayıs 1941).
Bu olay general Catroux kumandasındaki hür fransız kuvvetlerinin desteklediği İngiliz birliklerinin müdahalesine bahane oldu (8 haziran).
Temmuzda, general Dentz. Saint -Jean-d’Acre’da teslim olma belgesini imzaladı ve 32 000 fransızla birlikte Fransa’ya döndü.
Eylülde, Fransa’nın Ortadoğu’daki genel temsilcisi Catroux, Suriye’nin bağımsızlığını ilan etti; Lazkiye ve cebel Druz hükümetleri Suriye cumhuriyetine katıldılar (26 ocak 1942); anayasal düzen 1943’te yeniden kuruldu ve aralık ayında Catroux, mandanın 1 ocak 1944’te kaldırılmasını öngören bir antlaşma imzaladı.
Fakat, müttefik kuvvetlerinin işgalindeki Suriye, İkinci Dünya savaşının sonuna kadar bir fransız-ingiliz kondominyumu altında kaldı.
Büyük Britanya, Suriye, Lübnan, Filistin ve Ürdün’ü kapsayacak bir Büyük Suriye krallığı kurarak başına haşimi Abdullah’ı getirmeyi tasarlıyordu.
Mayıs 1945’te yüksek komiser general Beynet, Suriye makamlarına bir antlaşma imzalamaya uğraştıysa da başaramadı.
Fransız takviye kuvvetlerinin gelişi.
Şam’da şehrin bombalanmasıyle (29 mayıs 1945) bastırılabilen bir milliyetçi çalkantıya yol açtı.
Duruma müdahale eden İngilizler fransız askerlerini kışlalarına dönmeye, sonra da Suriye’yi boşaltmaya zorladılar (haziran 1945 – nisan 1946).
Suriye Cumhuriyeti
1945-1946 Yıllarında fransız ve İngiliz birliklerinin ülkeyi boşaltması ile Suriye cumhuriyeti tam bir bağımsızlığa kavuştu.
27 Şubat 1945’te Mihver devletlerine savaş ilan etti ve hemen Birleşmiş Milletler teşkilâtına kabul edildi.
Arap birliğinin kurucu üyesi olan (mart 1945) yeni cumhuriyet Filistin’de İsraillilere karşı cephe aldı (mayıs 1948).
1949 Nisanında yapılan Suriye-İsrail mütarekesi devamlı sınır olaylarının patlak vermesini önleyemedi.
Alevilerle Dürzilerin tutumu, bağımsızlığın ilk zamanlarında Suriye hükümetini tedirgin ettiyse de sanayileşme, büyük mülkiyetin gelişmesi ve bir aydınlar sınıfının kurulmasıyla ortaya çıkan sosyal buhran çok daha ciddiydi.
Ayrıca Londra’dan destek gören haşimi komşuları da Suriye’yi tehdit ediyordu.
Haşimiler Büyük Suriye fikrinden vaz geçerek «verimli hilâbi (Suriye-Irak birliği) gerçekleştirmek istiyor ve Suriye’de önemli bir kuvvet olan halk partisi tarafından destekleniyordu.
Haşimîlere düşman olan albay Hüsnü Zaim, cumhurbaşkanı Şükrü el-Kuvvetli’yi devirdi (30 mart 1949); kısa bir diktatörlük devresinden sonra o da haşimi taraflısı albay Sami Hinnevi’nin emriyle devrildi ve öldürüldü (14 ağustos 1949).
Sami Hinnevi de albay Edip Çiçekli tarafından devrildi (19 aralık 1949).
Çiçekli, Halk partisinin gelişmesi üzerine meşru hükümeti dağıttı (kasım 1951) ve önemli reformlara girişti; tek bir parti (Arap Kurtuluş hareketi) kurarak (ağustos 1952) kendini cumhurbaşkanı seçtirdi (temmuz 1953).
Askeri bir ayaklanmayı bastırdıktan sonra ülkeyi ırak ordusunun bir müdahalesinden kurtarmak için sürgüne gitmeyi kabul etti (şubat 1954).
Haşim Bey el-Attasi cumhurbaşkanı oldu.
Halit Azzam’ın bağımsızlar partisinin ve Ekrem Havranî’nin yönettiği Baas partisinin (Arap Rönesansı Sosyalist partisi) desteklediği Suriye genelkurmayı, haşimî taraftarlarını sindirdi.
Haşimiler eylül 1954 seçimlerinde yenilgiye uğradılar. Şükrü el-Kuvvetli tekrar cumhurbaşkanı oldu.
Şubat 1955’te Türkiye, Londra’nın arap dünyasını komünist tehlikesine karşı birleştirmeğe çalıştığı Bağdat paktına (24 şubat 1955) Suriye’nin katılmasını sağlamak için çalıştı.
Türkiye başbakanı Menderes bu amaçla 14 ocak 1955’te Şam’ı ziyaret etti; fakat Suriye pakta katılmayı reddetti.
Türkiye’nin protestosuna rağmen ekim 1955’te Mısır ve Suudi Arabistan ile bir askeri pakt yaptı.
Şam, Süveyş buhranı sırasında Kahire’nin tarafını tuttu ve Londra ve Paris ile siyasi ilişkilerini kesti (kasım 1956).
Albay Saraç’ın ortaya çıkardığı, Iraklılarca hazırlanmış komplolar (kasım 1956, ağustos 1957) muhalefetin ezilmesine vesile oldu.
Fakat Baas sosyalistleri, Suriye komünistlerinin ön plana geçtiklerini görünce Mısır’a Suriye ile birleşme teklifinde bulundular.
1 Şubat 1958 antlaşmasıyla kurulan Birleşik Arap cumhuriyeti (B.A.C.) bir plebisitle onaylandı ve bu plebisitte Suriye’de oyların yüzde 99,98’i birlik lehine verildi, albay Nasır yeni devletin başına geçti.
İki suriyeli, başkan yardımcısı seçildi: Ekrem Havrani (Baas) ve Sabri Asali (milliyetçilerden).
13 Mart 1958’de kapatılan siyasi partilerin yerini Milli Birlik partisi aldı.
İktisadi durumunu düzeltmeyi uman «Suriye eyaleti» kısa süre sonra hayal kırıklığına uğradı; toprak reformu (eylül 1958). bankaların ve sanayinin devletleştirilmesi, hakim sınıfları gocundurmuştu.
28 Eylül 1961’de bir askeri ayaklanma sonucunda Suriye birlikten ayrılarak tekrar bağımsızlığına kavuştu; cumhurbaşkanı Nazim el-Kudsi’nin başbakanlığa getirdiği Maruf Devalibi (23 aralık 1961), bankalar ve sanayideki devletleştirmeyi de kaldırdı.
Bu siyaset askeri bir hükümet darbesine yol açtı (28 mart 1962).
Birkaç gün süren kargaşalıktan sonra ordu iktidarı tekrar sivillere devretti ve Dr. Beşir el-Azmi hükümeti kurdu (24 nisan 1962).
Fakat 8 mart 1963’te Baas partisi iktidarı ele geçirdi ve mali kuruluşlar mayısta tekrar millileştirildi.
Hükümet darbesinden kısa süre sonra Baas’ın «tarihi önder»lerinden Salâh el-Bitar, Nasır taraftarı birlikçilerden ve Havrani’nin sosyalist ayrılıkçılarından meydana gelen bir hükümet kurdu.
Bir ihtilal konseyinin vesayeti altında olan bu hükümetin başkanlığına general Attasi getirildi.
Nâsır’cılar bir darbe teşebbüsünden sonra elendi (18 temmuz), öte yandan Irak’ta Baas’ın bertaraf edilmesi (kasım 1963), ekimde iki ülke arasında imzalanmış olan askeri ittifakı hükümsüz hale soktu ve Ortadoğu’da baas’çı bir eksen kurma ümitlerine son verdi.
Irak Baas’ının bu bozgunu, başlıca yöneticileri, partinin kurucusu Aflak ve Bitar olan, «milli kumandanlık» ile «Suriye kumandanlığı» arasındaki gizli anlaşmazlığı artırdı.
Aflak ve Bitar’ın «arap sosyalizmi»ne birçok suriyeli sosyal reformları gerçekleştiremeyecek bir «milli kuvvetler» birliği siyaseti gözüyle bakıyordu.
Temmuz 1963’te İhtilal konseyinin başına general Attasi’nin yerine bir «bölgeci» olan Emin el-Hafız getirildi; sonra milli partinin dördüncü kongresi sonunda hükümeti yönetmekle görevlendirildi (13 kasım 1963).
1958’de başlanan tarım reformu, mülkiyet hakkı 200 hektarla (sulak yerler için 50 hektar) sınırlanarak hızlandırıldı.
Bu tedbirler, dini çevrelerin yanı sıra mülk sahiplerinin düşmanlığına yol açarken, nasır’cılar da bazı ordu unsurlarının desteğiyle birçok şehirde büyük kargaşalıklar çıkardılar.
Hafız, bir Başkanlık konseyini öngören geçici bir anayasa hazırlattıktan (25 nisan 1964) ve bir süre başkanlığı üzerine aldıktan sonra, hükümet yönetimini Bitar’a bıraktı (9 mayıs 1964).
«Bölgeciler veya yeni baas’çıların muhalefeti sonunda istifa etmek zorunda kalan Bitar’dan sonra devlet reisi Hafız’ın başkanlığında yeni bir hükümet kuruldu (ekim 1964).
İlericilerin baskısı arttı; ülkenin sanayi sermayesinin yüzde 80’ini temsil eden 115 işletmenin millileştirilmesi (ocak 1965) ve dış ticaretin devlet tekeline alınması toptancı tacirlerin, maliyecilerin ve serbest meslek sahiplerinin grevine yol açtı.
Halk milisleriyle desteklenen ordu bu grevi kırdı.
Baas’ın ikinci bölgesel kongresinde Bitar düşürüldü ve kesin anayasanın ilânına kadar yasamayı yürütmekle görevli yeni bir ihtilal konseyi (95 üyeli) kuruldu: bunun üzerine Yusuf Zuvayyin bölgecilerin ağır bastığı bir hükümet kurdu (23 eylül 1965); bunların en ılımlılarını Salih Cedid’in yönettiği aşırı radikaller bertaraf etti.
Fakat rejimi destekleyenler günden güne azalıyordu: burjuvazinin düşmanlığına dini unsurların düşmanlığı eklendi.
Ilımlı bölgeciler general Hafız’ın etkisiyle «milliyetçilere yanaştı ve yeni bir kuvvet denemesine girişildi: araplararası yönetim, bölgesel yönetimi dağıtarak Zuvayyin’i istifa etmek zorunda bıraktı.
Razzaz ve Hafız’ın teşvikiyle yeni bir hükümet kuran Bitar sosyalizmi «milli arap çerçevesine yerleştirerek rejimi doğru yola çekmek niyetinde olduğunu açıkladı.
Devrim konseyi dağıtıldı ve bir kanun kuvvetinde kararnamelerle 135 üyeli bir Milli meclis kuruldu; aralarında liberallerin de bulunması, Baas partisinde siyasi ve ideolojik bölünmenin giderilmesine imkân bırakmıyordu.
General Salih Cedid’in düzenlediği bir hükümet darbesiyle iktidar tekrar «bölgeciler»in eline geçti (22 ve 23 şubat 1966); Zuvayyin, hükümeti tekrar kurdu ve devlet başkanlığına Hafız’ın yerine Nureddin el-Attasi’yi getirdi.
Hafız. Bitar ve Razzaz tevkif edildi.
25 Şubat 1966’da ilan edilen yeni geçici anayasa ile Baas’ın bölgesel idaresi devlete aktarıldı: artık Baas, devlet reisini, başbakanı ve bakanları seçme hakkına sahipti.
Ayrıca parti, Beyrut’a sığınmış olan «tarihî şeflerle ilişkiyi kesti ve bu şeflerin «Milli önderliği»ne karşı yeni baas’çıların önderliğini ortaya attı.
Fakat yeni baas’çılar da kendi aralarında marksçılar ve islâmiyetçiler, siyasi yönetimi bırakmak istemeyen askerler ile rejimi işçi sendikalarına dayandırmak isteyen askerler arasında bölünmüştü.
Bu ayrılıklar eski «milliyetçilerin uzaklaştırılmasından sonra daha da yaygınlaştı.
Eski milliyetçiler iktidarı tekrar ele geçirmeye çalıştılarsa da en ciddisi albay Hatum’unki olan (eylül 1966) birçok hükümet darbesi başarısızlıkla sonuçlandı.
Ayrıca hükümetin. «Müslüman Kardeşler» tarafından çıkartılan (mayıs 1967) grevlerin baskısıyla reddetmek zorunda kaldığı askeri bir derginin giriştiği dinsizlik propagandası durumu daha da karıştırıyordu, israıl-Arap savaşı sırasında (haziran 1967) ülkede birlik yeniden sağlandıysa da, yöneticiler arasındaki anlaşmazlıklar, birçok kabine değişikliğine (en önemlisi eylül 1967’de) sebep oldu.
Suriye’nin «sola kaymasıyla başlayan sermaye kaçmasından doğan zarar ülkeden göç eden eski varlıklıların mallarına el konmasıyla karşılanamadı. Hükümete katılan komünistlerin desteklediği rejim, sosyalist tedbirleri ve S.S.C.B. ile yakınlaşmayı arttırdı.
S.S.C.B. ile imzalanan iktisadi anlaşma (nisan 1966) sayesinde Fırat üzerinde yapılacak olan bir barajın sulanabilecek toprak yüzölçümünü (558 000 hektar) ıkı kat artırması hesaplandı; ikinci bir antlaşma (eylül 1966) hidrokarbür yataklarının değerlendirilmesini sağlayacaktır.
Bu İktisadi bağımsızlık siyaseti ıraq Petroleum company ile bir anlaşmazlığa yol açtı; Suriye’nin petrole karşılık aldığı paranın artırılması isteğini şirket mart 1967’de kabul etti.
İsrail devletine karşı olan düşmanlık, Suriye ye diplomatik yalnızlıktan kurtulma imkanını sağladı: El-Fetih teşkilatı komandolarının ülkede üslenmelerine izin verildi (bu yüzden Suriye, Güvenlik konseyi tarafından suçlandı [kasım 1966]).
İki ülke arasındaki silahlı çatışmalar, birkaç ay içinde arap devletleri arasındaki ayrılıkların çözülmesiyle (Mısır ile kasım 1966 askeri antlaşması) sonuçlandı.
Kendini, diğer arap devletlerinden daha fazla tehdit altında gören Suriye, Mısır’ın Sina yarımadasında uğradığı yenilgiler sırasında, kendi birliklerini büyük ölçüde savaşa sürmekten kaçınarak sınırlarını savunmakla yetindi.
8 Haziran 1967 Mısır-İsrail ateşkesinden sonra (aynı gün Şam’da da kabul edildi), İsrail, kuvvetlerini Suriye sınırına yığdı ve çetin bir direnmeye rağmen Kunaytıra’yı aldı.
Sovyet yardımı sayesinde askeri gücünü yeniden kuran Suriye, İsrail’e şiddetle karşıdır; bu yüzden de Hartum konferansına (ağustos-eylül 1967) katılmayı reddetmiş ve bu konferansta alınan kararlara da karşı çıkmıştır.
Ayrıca bazı arap devletlerinden özellikle Suriye, Mısır, Irak ve Cezayir’den îsraili desteklediği kabul edilen anglo sakson devletlerine karşı ortak bir İktisadi siyasi boykota girişmesini istemektedir.
İsrail savaşından sonra da ülkenin yönetimini elinde tutan Baas partisi içindeki çekişmeler devam etti.
Ekim 1968’de Yusuf Zuvayyin kabinesi çekildi.
Yeni kabineyi devlet başkanı Nureddin Attasi kurdu.
Yeni kabinede de savunma bakanı olan general Hafız el – Esad rejimin «kuvvetli adamı» oldu.
Ancak Ürdün’de, eylül 1970’te ortaya çıkan iç savaştan sonra Suriye Baas partisi içindeki milliyetçiler ile ilericiler arasındaki çatışma yeni gelişmeler gösterdi.
Milliyetçilerin lideri general Esad, Nureddin Attasi’yi görevlerinden uzaklaştırdı (13 kasım); cumhurbaşkanlığına Ahmed Hatip getirildi.
21 Kasımda Esad’ın kurduğu kabinede kuvvetli nasır’cılar yer aldı.
Bu arada Attasi ve diğer bazı liderler tevkif edildi.
Esad’ın iktidara gelişi Moskova tarfından iyi karşılandı.
Esad 1-3 şubat 1971’de Moskova’yı ziyaret etti.
16 Şubatta Şam’da geçici Anayasa ilan edildi.
Bu Anayasa bir referandum ile yetkileri genişletilmiş bir cumhurbaşkanı seçilmesi ve bir Halk meclisi kurulmasını öngörüyordu.
173 üyeli Mecliste başta Baas partisi olmak üzere diğer siyasi güçler temsil edildi.
Geçici Anayasaya göre Esad cumhurbaşkanlığına seçildi (mart 1971).
Hatip de meclis başkanlığına getirildi.
Suriye, Mısır, Libya arasında devam eden görüşmeler sonuçlandı; Arap Cumhuriyetleri federasyonunun Anayasası üç ülkede yapılan referandumla kabul edildi.
Sovyetler birliği ile ilişkiler daha da sağlamlaştırıldı.
Şubat 1972’de Şam’da bir İktisadi ve teknik yardım antlaşması imzalandı; bunu askeri isbirlifci antlasması takip etti (mayıs 1972).
Suriye 1973’te Mısır’la birlikte İsrail’e karşı giriştiği savaşı kaybetti.
Lübnanla tarihten gelen yakın ilişkilerini sürdüren Suriye 1975’te patlak veren savaşta değişik müdahale biçimleriyle yardımcı olmaya çalıştı.
1976 tarihinde 35.000 askeri Lübnan’a gönderdi.
Suriye ile İsrail arasındaki düşmanlık etkisinden ve hızından hiçbir şey devam etmeden 1990’lı yıllara kadar devam etti.
İsrail’le varolan çelişkiler ve düşmanlık nedeniyle Lübnan Suriye ilişkileri üst boyutlara çıkarıldı.
1982 Hama kentinde Müslüman Kardeşlerin ayaklanması bastırıldı.
Bölgede önemli bir konuma sahip olan Suriye İsrail’e karşı dönemin Sovyetler Birliği tarafından aktif desteklenmiştir.
Bu temelde silah yardımı da alıyordu.
Sovyetlerin çözülüşünden sonra Suriye’nin bölgedeki etkisi bölge barışı açısından daha büyük bir önem kazandı.
Suriye gittikçe evrensel gelişmeleri yakalamaya çalıştı.
1991’de Suriye Madrid Barış Konferansı’na katılarak Ortadoğu’daki barış görüşmelerine katkı sunmuştur.
Suriye 1988’de Irak-İran savaşının sona ermesinden sonra bölge devletleriyle ilişkilerini yeniden düzeltme yoluna girmiştir.
Suriye Esat yönetiminde geçmişten daha farklı bir çizgi ve farklı arayışlarla 2000 yıllarına girmiştir.
Ayrıca Hafız Esat modern Suriye’nin temel dinamiklerini geliştirmiş, sosyal adaleti bütün toplumsal kesimler arasında sağlamak için dengeli bir politika izlemiş ve tarihe unutulmaz eserler bırakarak 10.06.2000 tarihinde yaşama veda etti.




İlk Yorumu Siz Yapın