"Enter"a basıp içeriğe geçin

Topkapı Sarayı Babüsselam Kapısı

Babüsselam kapısı topkapı sarayı,Babüsselam kapısı ne demek,Babüsselam kapısı nedir,Babüsselam kapısı nerede,Babüsselam kapısı hakkında kısa bilgi,Topkapı Sarayı Babüsselam Kapısı Topkapı Sarayının girişinde ikinci kapıdır. “Orta kapı” da denir.

Buradan birinci avludan ikinci avluya geçilir.

Sadrazamlar bile yaya olarak sarayın alay meydanına bu kapıdan girmek zorundaydılar.

Topkapı Sarayı Babüsselam Kapısı
Osmanlı İmparatorluğunun altı yüzyıllık ömrü sırasında birçok değişikliklere uğradı ve ekler yapıldı. Bu sebeple ilk görünüşünü kaybetti. İlk yapıldığında, günümüzde de görülen, kuleleri mevcut değildi.

Osmanlı saray protokolünde bu kapılar topluluğunun rolü büyüktü, bir çok tarihi olaya da Babü’s-Selam tanıklık etmiştir.

Sadrazamlar kapı önüne gelince atlarından iner ve eşikten adımım atar atmaz bütün yetki ve iktidarım ve kaza hakkım kaybetmiş sayılırlardı.

Ancak, geri dönüşünde kapıdan dışarı çıkarken yeniden bütün yetkilerini, padişahın vekili sıfatıyla üstlenmiş olurlardı.

Kapı, “Dergah-ı ali kapıcıları” tarafından korunurdu.

Bunların amirlerine Kapıcıbaşı Ağa denilirdi.

Babü’s-Selam’ın içiçe iki kapısı arasındaki mahalle “Kapıarası” denilirdi. Padişah tarafından cezalandırılacak olan devlet adamları idam, sürgün, ya da azil fermanları gelinceye kadar burada hapsedilirlerdi.

Arz odasında huzura kabul edilecek, ya da divanda sadrazamla görüşecek elçiler, önde gelen devlet konukları kapının girişinde sol tarafta bulunan kapucu odasında sıralarını beklerlerdi.

Girişte, sol tarafta “Seng-i İbret” (İbret Taşı) denilen yere idam edilenlerin kesik başları konularak teşhir edilirdi.

Kapı, Fatih Sultan Mehmed döneminde yapıldı.

Osmanlı İmparatorluğunun altı yüzyıllık ömrü sırasında birçok değişikliklere uğradı ve ekler yapıldı.

Bu sebeple ilk görünüşünü kaybetti.

İlk yapıldığında, günümüzde de görülen, kuleleri mevcut değildi.

Sarayın haremini çevreleyen düz duvara açılmış bir geçit ile koğuş ve kapıcı başı odasından oluşuyordu.

O devirde burası çıplak bir kapıdan ibaret değildi.

Kapının iki yanındaki kuleler Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırıldı.

Kuleler sekiz köşelidir.

Küçük kemerlerle birbirine bağlı konsolların üzerinde pencereleri bulunan üst katı vardır.

Cephede dört sıra mazgal yarığı ve tüfek deliği bulunmaktadır.

iki kule birbirine aynı konsollar üstünde bir diş sırası ile sonuçlanan, sepet kulpunu andıran, yüksek bir kemerle bağlıdır.

Kemer ayaklarında iki nöbetçi hücresi, köşelerinde kum saatleri vardır.

Mimari bakımdan kulelerin XV. yüzyıl Avrupa ve Akdeniz mimarisinden ilham alındığı açıkça görülür.

Ancak, kum saatleri, siperler, çivi başları gibi unsurlar yapıya Osmanlı damgasını vurmaktadır.

Giriş kapısının demir kanatları Kanuni Sultan Süleyman döneminde döğme demirden yapılıp, tablalara köşelikler, kitabeler konularak çivi başlarıyla süslendi.

Pirinç kısımda gömme olarak yazılmış “Amel-i İsa bin Mehmed 931 (1525)” imzası yer almaktadır.

Kapıdan içeri girdikten sonra tonozlu bir aralık, sol tarafta da bir oda vardır.

Sonraları sağdaki tonozun bir kısmı yıkılıp yerine ahşap bir tavan yapılarak eklenen ara bölmelerle koğuş iki katlı duruma getirildi.

Odadaki ocaklar, yüksek tavana göre yapıldıklarından, şimdiki katın ortasında kalmaktadır.

Sağdaki koğuşun sonunda çapraz tonozlu bir kahve ocağı bulunmaktadır.

İkinci kapıda imza yoktur.

Bu kapının aralığının giriş yönünde barok stilinde 1172 (1758) tarihini taşıyan küçük bir çeşme vardır.

İkinci kapıdan alay meydanına çıkıldığında tüm yapının enince sekiz direğin taşıdığı bir revak göze çarpar.

Bu revakın 1758 tarihinden sonra yapıldığı anlaşılmaktadır.

Sütünlardan bir tanesi pembe granit, ötekiler mermerdir; kaideleri yapraklı, başlıkları ise stalaktiklidir.

Sütunlar, arkadaki duvara ve birbirlerine kalın demir gergilerle bağlıdır.

Üzerlerinde sivri kemerler ve saçaklı bir çatı vardır.

Saçak, sonradan eklemedir ve XIX yüzyıl ilk yarısının ahşap işlemediğinin başardı örneklerindendir.

Geçidin üstündeki tavan oyma silmelerle sekiz dilimdir.

Her dilimin tam ortasında tahtadan oyma oval bir madalyon bulunmaktadır.

Kubbenin etrafı üç sıra oyma pervaz ve köşelerle süslüdür.

Sağ ve sol taraftakiler ise kareli tavanlardır.

Çıtalar oymalıdır ve ortalarında gene oyma birer ufak pul görülür.

Saçağın geçit üstündeki kısmı ile köşelerinde oyma çıtalarla yapılmış daire ve üçgen göbekler, diğer kısımlarda da enlemesine bölümler mevcuttur, iç duvar, zaman zaman birçok değişiklikler geçirdi.

1942’de Ekrem Hakkı Ayverdi tarafından yapılan restorasyon esnasında sıvalar kısmen temizlendi ve ilk yüzey ortaya çıkarıldı. Girişteki iç duvar ise ilk yapıldığı görünüşde, tamamen kesme taştandır.

Basık kemerin üstünde bir hafifletici kemer bulunmaktadır.

Bu cephe üzerine Kanuni döneminde yapıldığı sanılan kırmızı-mavi renklerin hakim olduğu, bol yaldızlı yağlı boya bir kalem işi süsleme vardır.

En üstü yapraklı bir taç ile sonuçlanır.

Kemer üzengisine kadar dolu olarak geldikten sonra büyük bir eğri çizip ortaya doğru akarak kapı sövesi yanında bir sarkma ile sonuçlanmaktadır.

Bu işlemenin taç kısmı XVII. Yüzyılda yapılan çatı içindedir ve yapıldığı günkü görünüşünü oldukça muhafaza etmiş bir durumdadır.

Dış kısımdaki ise sıvalıdır.

Sarkmaların yanlarında da XVII. yüzyıl işi olduğu tahmin edilen iki metre çapındaki çift madalyonda dörtlü olarak “Allah Rabb ve Muhammed Nebi” yazılı levhalar da restorasyon esnasında sıvaların altından çıkmıştır.

Bunlar, III. Mustafa döneminde konulan mermer levhalarla kısmen örtülmüş durumdadır.

Bir kısım kalem işlemeleri de dış kapının mermer kemer taşlarının iç yüzeylerinde bulunmaktadır.

Dışta, kapının kemeri üstündeki Kanuni dönemine ait “Kelime-i Tevhid” altındaki anahtar taşında II. Mahmud‘un tuğrası bulunmaktadır.

Kapının sağındaki mermer levha üzerinde kabartma yaldızla

III. Mustafa’nın tuğrası ve “Hafız-ı adl-i şeriat hazret-i zill-i Huda” yazılıdır.

Bunun altında da sülüs yazı ile şu kitabe vardır:

“Matla-ı hurşid-i şevket şehriyar-ı madalet Bani-i bünyan-ı devlet hadim-i Beytü’l haram Varis-i mülk-i milel şertac-ı şaharı-ı düvel Zıll-ı Yezdan-ı ezel dadar-ı İskender gulam Daver-i devran Sultan Mustafa Han kim anın Tacidaran-ı selefde görmedi mislin enam Eyleyüp sarf-ı nukudu himmet-i şahinşehi İtmede umran-ı dehri her dem aksa-yı meram İşte ezcümle bu Divan-ı Hümayun mevkiin Seyredince sakf-i eyvamn o cem cah-ı benam İtmemiş ana selatin-i selef atf-i nigah Mahvolup asar-ı resmi nakş-i zerkan tamam Kıble-i şahan-ı alem nazregah-ı halk iken Ana şayan ü sezadır kim ola pür ihtişam Emridüp hedmin binay-i köhne tarh sakfinin Tarzı üslub-i kadimin eyledi tecdid-i tam”

Sol tarafta ise, III. Mustafa’nın tuğrası ve altında “Mustafa Han İbn-i Ahmed el Muzaffer daima”‘I yazısı ve onun altında da şu kitabe yer alır:

“Mukteza-yı himmeti tabı bülendiyle yapup Kıldı nev icad böyle resmi pakize nizam Kim eğer görseydi Manı nakş-i zerrin karım Reşkile dembeste-i hayret olurdı subh ü şam Mısranın şemse-i gül mihine mah-ı münir Dağı darıdır ki ruyin kaplamış reşk-ı zalam Ziynet-i nakşına nisbet çerh-i atlas bi nukuş Sakfine tak-ı felek olmaz yanında köhne bam Vadi-i vasfında reftar semend-i hameyi Zabtidüp himmet duaya idelim atf-ı zinam Hazret-i Hayy-i nesaksazı-ı nizama kainat Şevket ü iclalini ide cihanda ber devam Tahtı alibaht-ı devlette ebed olup mukim Nice asara muvaffak ide Hallak-i enam Zihniya ilham ile tarihin inşa eyledim Ola emn üyümn ile Orta kapu babü’s-Selam

1172/1758-59

1172/1758/1759 tarihinin yapının tamir tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

iç kapının üstünde tahta oyma ile yapılmış levhada “Cennet-i Adnin müfettihahu lehümü’l-ebvab 230” yazılıdır.

İmzasız olan bu levhadaki yazının ünlü hattat Rakım’a ait olduğu sanılmaktadır.

Aralıktaki çeşmenin sülüs hatla yazılmış dört beyitlik kitabenin tarih kısmı şöyledir:

“Bed’i bismillah ile Zihni didim tarihini Kıldı Sultan Mustafa bu çeşme-i cud-i revan

1172/1758/1759

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir yanıt yazın